12.02.2026
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında açıklamalarda bulundu. CHP’li Emir şunları dile getirdi:
“Bilindiği gibi 17 milyona yaklaşan emeklerimizin içler acısı durumunu, açlık sınırının çok altındaki aylık gelirini uzun süredir konuşuyoruz ve 17 milyon emeklimiz bizzat yaşıyor; yoksulluğu, sefaleti yaşıyor. Geçen ay 1000 lira vermek için, harçlık denemeyecek bir parayı vermek için Meclise geldiler, Mecliste çalışmalar yapıldı; biz nöbetler tuttuk anımsayacaksınız ve utanmadan sıkılmadan emekliye 1000 lira zam verdiler, en düşük emekli maaşını 20 bin lira yaptılar, bununla da övündüler. Hep birlikte seyrettik. Biz bu yasayı ertesi gün Anayasa Mahkemesine götürdük. Başta sosyal devlet devlettir niteliği 2'nci maddesi olmak üzere Anayasa'mızın birçok hükmüne aykırı olan bu düzenlemeyi Anayasa Mahkemesinin önüne götürdük. Anayasa Mahkemesi bugün bir karar verdi ve bizim dilekçemizi kabul etti. Dilekçemizde biz: Yürütmeyi durdurun, bu kanamayı durdurun, acilen müdahale edin. Emeklilerin durumu zor. Bunun uygulanmasında telafisi güç sonuçlar oluşacaktır. Emeklinin gözü Mecliste, Meclisten beklediğini alamadı, Anayasa Mahkemesinde dedik ama Anayasa Mahkemesi maalesef oralı olmadı. Bizim yürütmeyi durdurma talebimizi ve esastan görüşmeyi ileride görüşecek.
Peki, ne zaman? Bilmiyoruz. Anayasa Mahkemesine sesleniyoruz: 17 milyon emekli, bunların bakmakla yükümlü oldukları çocukları, eşleri, milyonlarca insan 20 bin liralık bir aylık gelire mahkûm edilmiş. Önünüzde bir dilekçe var. Anayasa bilen, Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal bir hukuk devleti olduğuna inanmış bir Anayasa Mahkemesinin bu başvuruyu ivedilikle görüşmesi ve ivedilikle yürütmeyi durdurma kararı vermesi beklenirdi. Bu karar gerçekleşmemiştir. Ama tüm milletimize söz veriyoruz, başta emeklilerimize söz veriyoruz ki, biz bu davanın takipçisi olacağız. Emekliler hakkını alana kadar onların yanındayız, mücadelelerinin de arkasındayız.
Cem Aydın bizim Gençlik Kolları Başkanımız bugün 1 yıl 5 ay hapis cezasına çarptırıldı. Suçu ne Cem Aydın'ın? Bizim Gençlik Kollarımız "Akın Gürlek kimdir?" diye bir video hazırlamış. Ne var bunda? Akın Gürlek dediğiniz kişi Türkiye'nin gündeminde, İstanbul'un gündeminde. İstanbul'da hukuku katletmiş, İstanbul'da bizim seçilmiş belediye başkanlarımızı delilsiz, isnatsız, iddiasız cezaevine koymuş, bir yıldır cezaevinde tutuyor. Siyasetle gelmiş, siyaset yapmış, siyasetin emir kulu olmuş, şimdi gelmiş Adalet Bakanı olarak tekrar siyaset yapacak ve bu kişinin kim olduğunu açıklayacak bir dakikalık bir video kaydına tahammül edemiyorlar. Biz, "Akın Gürlek siyasetçidir, ondan başsavcı olmaz, onun başsavcılık yaptığı bir ülkede, bir şehirde adalet olmaz" dedikçe, İstanbul'da ne yaptıysa Türkiye'de de aynısını yapsın diye şimdi Adalet Bakanı yaptılar. Aynı siyasete devam edecekler, aynı düşman hukukuna devam edecekler, aynı siyasi operasyonlara devam edecekler ve utanmadan sıkılmadan "içinde hukuk var" diyecekler, "adalet var" diyecekler, "bağımsız yargı var" diyecekler. Bağımsız yargı değil mi? Tam bir palavra... Bağımsız yargının teminatı nedir? Anayasamızda HSK'dır. HSK'nın başkanı kim şimdi? Akın Gürlek... Biz defalarca dava etmişiz, HSK'ya şikâyet etmişiz, "bunlar siyasi davalar, başsavcı görevi kötüye kullanıyor" demişiz; şimdi bizim başvurularımızı denetleyecek, inceleyecek kurumun başında bütün hâkim ve savcıların başında Akın Gürlek var. Sonra da döneceksiniz, "bağımsız yargı" diyeceksiniz. Siyasetçi siyaset yapar, başsavcı başsavcılık yapar. Bakan yardımcısı siyasetçi, başsavcı siyasetçi, bakan siyasetçi, Cumhurbaşkanı'nın bütün atamaları siyasi ve buradan aslında bu tespiti doğru yapmak zorundayız. Türkiye'de rejimin temel kolonlarına ağır bir saldırı gerçekleştirilmektedir. Bu saldırının baş mimarı Recep Tayyip Erdoğan'dır. Rejim değiştirilmek istenmiştir. 2017 Anayasa değişikliği ile tek adam rejimi Türkiye'ye dayatılmıştır ama şimdi giderek daha fazla ete kemiğe büründürülmekte ve demokrasimizden kalan son kırıntıları da yok edilmektedir.
Dünkü görüntüleri hepiniz gördünüz. Herkesin gözü önünde oldu, herkes seyretti, kameralar çekti ama yine büyük bir algı operasyonu, yine bir yalan balonu... Şaşırmamak mümkün değil, pişkinliğin bu kadarı. Anayasa'ya aykırı diyoruz, bu kişi hâlâ başsavcı diyoruz. Başsavcılık sıfatı olan bir kişi başsavcılık görevinden çekilmeden Adalet Bakanı olamaz, Genel Kurulda bu yemini edemez. Genel Kurulda Anayasa bu kadar açıkça çiğnenemez diyoruz ve biz Genel Kurulda muhalefet yapma hakkımızı kullanıyoruz, İçtüzükten kaynaklanan hakkımızı kullanıyoruz. Ben Grup Başkanvekili olarak söz kullanıyorum; Anayasa'ya aykırı olduğunu, böyle bir kişinin bu makama getirilemeyeceğini, başsavcılıkta yaptığı işlemlerin hepsinin siyasi olduğunu, hâlâ Başsavcılık görevinin devam ettiğini, şu anda Adalet Bakanlığı görevine o görevi dolayısıyla oradaki işlem tamamlanmadan atanamayacağını söylüyorum. Meclis Başkanı bir tasarrufta bulunuyor. Usul tartışması açın diyorum, Anayasa'ya aykırı işlem yapıyorsunuz diyorum, "açmam" diyor. Ben de elimde Anayasa kitapçığı ile Sayın Meclis Başkanı'na doğru yürüyorum anlatmak üzere. Parlamentoyu bilenler bunun her gün Genel Kurul salonunda defalarca gerçekleşeceğini bilirler. Aynısı gerçekleşti, bugün de olacak aynısı. Kavga çıkaracağız demiyorum; yine bir konuda herhangi bir grup başkanvekili anlaşamazsa, bir iddiası varsa, sözünü söyleyemiyorsa, söz hakkı kesilmişse Meclis Başkanına gider, saygıyla durumu arz eder. Biz bunu hep yapıyoruz ve yapacağız.
Ama ben elimde Anayasa kitapçığı, Meclis Başkanvekiline gidip de konuyu arz etmeye çalışırken önümü kestiler ve kürsü işgali yaptılar. Kürsü işgalini yapan AKP Grubu... Kürsü işgalini yapan AKP Grubu... Duymayan, görmeyen varsa bir daha görsün. Meclis Başkanı'nı dinledim şimdi şaşırdım, şaşırdım, şaşkınım. Meclis Başkanı, Meclis kürsüsünü işgal edenin AKP grubu olduğunu görmemiş mi, duymamış mı, bakmamış mı tutanaklara? Nasıl olur böyle bir şey. Efendim bu demokrasi açısından kabul edilemezmiş. Demokrasi açısından 14 ay İstanbul'da görev yapıp, 16 seçilmiş belediye başkanını, başta bizim cumhurbaşkanı adayımızı hiçbir somut delil olmaksızın tutuklamakla siyasi operasyon yapmak demokrasiye sığıyor mu Sayın Meclis Başkanı? Bununla ilgili söyleyeceğim tek kelimen var mı senin? Türkiye'de demokrasi diyorsun, barış diyorsun, komisyon diyorsun. Biz de oradayız evet ama ağzınızdan bir kere de "İstanbul'da yapılanlar yanlıştır" deyin ya, bir kere deyin.
Zeydan Karalar'ı 8 ay hapiste tuttunuz. Defalarca söyledim, her yerde söyledim, sizin yüzünüze de söyledim: “Zeydan Karalar hakkında hiçbir delil yok” dedim. Ben Zeydan Karalar'ı ziyarete gittiğimde ak saçlarından utanıyorum; “ben utanıyorum Zeydan Karalar'a yapılandan, siz utanmıyor musunuz?" dedim. Bu demokrasiye uygun muydu? Adana'nın seçtiği belediye başkanını 8 ay içeride tutup sonra tahliye ettiğiniz zaman demokrasiye yakıştı mı? Sizin bunlara söyleyeceğiniz hiçbir şey yok mu? Bunların hepsi Akın Gürlek'in marifeti değil mi? Bütün bunlar Akın Gürlek'in siyasi operasyon yaptığının kanıtı değil mi? O Akın Gürlek Meclise gelip her şey olağanmış gibi, her şey normalmiş gibi nasıl yemin edebilir? Bunlar demokrasiye uyar mı? Bunlar bağımsız yargıya uyar mı? Bunlar Meclisin mehabetine uyar mı? Bunlar Anayasa'ya uyar mı Sayın Meclis Başkanı? Elbette uymaz, elbette uymaz... Bu kadar taraflı, bu kadar antidemokratik, bu kadar Meclisi hiçe sayan bir tutumu asla kabul etmediğimizi ifade etmek isterim.
Furkan Torlak niye geliyor? Niye Akın Gürlek daha gelirken Furkan Torlak'ı basın danışmanı yapıyor? Açıkça söyleyelim, Furkan Torlak sabıkalı birisi. Uyuşturucu sabıkasını söylemiyorum, uyuşturucu operasyonundaki soruşturmada yani Akın Gürlek'in yürüttüğü soruşturmada adının geçmesini söylemiyorum. Ama Furkan Torlak, daha önce Ankara Büyükşehir Belediyesindeki bu konser harcamalarını Dezenformasyon Merkezinde görevliyken aldı, hazırladı, nokta virgülüne geçti, "ben bunu yargıdaki önemli kaynaklardan aldım" dedi, bütün basına geçti, algı operasyonu yaptı. Hepiniz gördünüz.
Şimdi diyor ki: Aracıları kaldıralım, aracı olmasın. Nasılsa biz dezenformasyon yapacağız, nasılsa algı operasyonu yapacağız, nasılsa birilerini peşinen karalayacağız, nasılsa algılar yaratacağız, nasılsa bunları yapacağımız için hiç olmazsa bunu yapacak kişi yanımızda basın danışmanımız olsun diyor. Bir algı operasyoncusunu kendi yürüttüğü uyuşturucu soruşturmasında adı karıştığı için istifa ettirdikleri kişiyi şimdi basın danışmanı yapmışlar. Böyle bakana böyle basın danışmanı yakışır zaten.
Dünkü yemin gerçekleşmemiştir. Keşke Meclis Başkanı buna da birkaç şey söyleseydi de böyle bir yemin olmaz. Yeminin Anayasa'da ve İçtüzükte yeri açıktır. Böyle bir yemin olmaz. Bakın yemin duyulmamıştır, yemin zorlamayla yapılmıştır, Genel Kurulun mehabetine Uyulmamıştır, kürsü işgal edilerek yapılmıştır ve yemin tutanaklara geçmemiştir. Efendim şunu diyebilirsiniz: "Ya tutanağa geçse ne olacak, geçmese ne olacak?" Kim duydu?.. Kim duydu?.. Meclis Başkanı mı? Yandaş medya mı? Kürsüyü AKP'nin işgal ettiğini görmeyen duymayanlar o yemini nasıl duydular? Ben tutanağa bakarım, tutanakta yok. Bakın 2023'teki 7 Haziran'da hepsinde tutanağa geçmiş yeminler. Hatta Vedat Bilgin başta selamlama yapıyor. Sonrasında o zamanki Grup Başkanımız, şimdiki Genel Başkanımız Özgür Özel kalkıyor, "bu yemin geçersizdir" diyor. Bu nedenle Vedat Bilgin bir yemin daha etmek zorunda kalıyor sadece baştan Genel Kurulu selamlamış olduğu için. Yani Meclis ciddidir, bu işler ciddi yapılır. Yani siz önemsemeyebilirsiniz ama bizim bir İçtüzüğümüz var: siz her gün çiğneyebilirsiniz ama bizim bir Anayasamız var ve bu anayasaya uyacaksınız isteseniz de istemeseniz de. İşte dünkü tutanak, yemin falan yok. Tutanakta diyor ki: "Akın Gürlek ant içmeye başladı..." Ne dedi, ne dedi? Sonra "Akın Gürlek ant içmeye devam etti..." Ne dedi belli değil. Sonra, "Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ hayırlı olsun dedi." İşte tutanak arkadaşlar. Bu tutanakla kimse yemin etmiş sayılamaz. Türkiye Cumhuriyeti, muz cumhuriyeti değildir. Herkesi bu konuda duyarlı davranmaya ve demokrasiyi daha fazla hırpalamamaya davet ediyorum.
CHP’li Emir, “Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grubu birdir, bütündür ve tüm milletvekillerimiz bizim en ufak bir tereddüt göstermeden kararlılığımızı ve cesaretimizi gösterirler. Dün de gösterdiler. Dün Meclis kürsüsünü işgal etmek üzere kimin hazırlıklı olduğunu, kimlerin oraya bindirilmiş kıtaları oturttuğunu, kimlerin hangi bölgelere kendi milletvekillerini saldığını ve Genel Kurul salonunu nasıl terörize ettiğini görüntülere bakan ve şu kadar vicdanı olan herkes gördü. O yüzden kimse Cumhuriyet Halk Partisi içerisinde bir ayrışma görüntüsü yaratmaya kalkmasın” diye konuştu.
CHP’li Emir, kürsü arkasında yaşananlar konusundaki soru üzerine de şunları dile getirdi:
“Ali Mahir Bey benim hem çok yakın arkadaşım hem de mevkidaşım. Biz böyle kritik günlerde nöbetçi grup başkanvekili bendim ama diğer grup başkanvekilleri de Genel Kurul çalışmalarına katılırlar zor günlerde. Ali Mahir Bey'in de orada olması son derece değerliydi. Ali Mahir Bey ile ilgili olarak oradaki diyalog sırasında ben orada yokum ama ben genel değerlendirme yapmak istiyorum. Bakınız orada biz özellikle Akın Gürlek'in Adalet Bakanı atanmasının demokratik hukuk devletine bir meydan okuma olduğunu, Anayasa'ya aykırı olduğunu, İçtüzüğün ihlal edildiğini ve bu dayatmayı Meclisin kabul etmeyeceğini vurguluyoruz. Biz bunu Genel Kurulda vurguluyoruz, basının önünde vurguluyoruz. Türkiye'nin her yerinde vatandaşlarımız rahatsız. Arkadaki görüşmelerde de söylüyoruz. Bir kısım görüşmeyi biz yaptık Ali Mahir Bey'le ve hiçbir şekilde biz bu dayatmayı kabul etmeyeceğimizi ısrarla söyledik. Burada bir çarpıtmaya, bir böyle dezenformasyon yapmaya, bir bulanıklık yapmaya gerek yok. Biz sürecin hiçbir yerinde bu dayatmayı kabul etmeyeceğimizi, bu atamanın Anayasa'ya aykırı olduğunu ve bu şekilde yemin edilmesinin Anayasa'yı çiğnemek olacağını söyledik. Daha fazlası yok. Dolayısıyla da yani kendilerince Akın Gürlek'i savunamıyorlar, Akın Gürlek'in Adalet Bakanı atanmasını savunamıyorlar; Akın Gürlek'in Adalet Bakanı atanmış olmasının, yani siyasi bir kimliğe tekrar büründürülmüş olmasının aslında İstanbul'daki 14 aylık operasyonun tamamen siyasi olduğunun itirafı olduğunu kabul etmek ve söylemek istemiyorlar, olayı magazinleştiriyorlar. İşin magazinine bakmasınlar. Burada Cumhuriyet Halk Partisi grup başkanvekilleriyle, grubuyla, genel başkanıyla nettir, açıktır ve tavrını herkes görmüştür. Tüm muhataplarımız görmeleri gereken yerde de aynı tavrı görmüşlerdir ve göreceklerdir. Oturup bakanlarla bir konuşmuşluğumuz yok bizim. Yani daha fazla ayrıntıya gerek yok arkadaşlar. Arkaya gideriz, muhataplarımızla görüşürüz. Muhataplarımız bize bir şey söyler, biz onlara bir şey söyleriz ve bunu ilk defa yapmıyoruz. Her bir Genel Kurul çalışmasında, öncesinde ve defalarca yaparız. Bakın şimdi birazdan ben Danışma Kuruluna gideceğim. Bütün grup başkan vekilleri, Meclis Başkanvekilinin başkanlığında bugünü nasıl planlayacağımızı konuşacağız. Bunu her gün yapıyoruz.”